Good Bye Lenin

Koma geçirdikten sonra kırılgan bir hale gelen annesini korumak için Alex Doğu Almanya’nı yıkıldığı gerçeğini saklamak zorundadır. Bunu sağlamak için annesine bir rüya alemi hazırlar.

 

dikkat eserin içeriği hakkında azıcık bilgi içererir.

 

Alex(Daniel Brühl) babası tarafından terk edilmiş. Kız kardeşi ve Annesi ile yaşayan bir gençtir. Alex’in annesi sosyalist yaşam tarzını tamamen benimsemiş bir eğitimcidir. Önceleri idealist ve hayallerle dolu bir çocuk olan Alex daha sonra hayallerinden uzaklaşmış bir genç olmuştur. Doğu Almanya’daki Sosyalist rejime karşı olan bir yürüyüşte çıkan kargaşa sırasında tutuklanır. Tutuklanmasını ordan geçen annesi görür ve kalp krizi geçirir. Alex’in annesi artık komadadır ve doktorlar bir daha uyanabileceğinden emin değillerdir. İlerleyen günlerde Almanya’da işler hızla değişmekte Berlin duvarı ve sınırlar alaşağı edilmektedir.
Aradan 8 ay geçtikten sonra Alex’in annesi uyanır. Fakat doktorlar Alex ve Ablasın uyarırlar: “Anneniz çok kırılgan, en ufak heyecandan dahi uzak durmalı. Aksi taktirde hayati tehlike söz konusu”. Fakat annesinin komada geçirdiği 8 aylık sürede para’dan marketlere her şey değişmiştir. Alex annesinin tüm bu olanları kaldıramayacağını düşünür. Ve annesi için evlerinde her şeyi önceki gibi tutabileceği bir “hayal dünyası” oluşturur.

   
2003 Alman yapımı olan Good Bye Lenin bize 1990’ların Doğu Almanyasından bir kesit veriyor. Yönetmenliğini Wolfgang Becker‘in üstlendiği filmin müziklerini Amelie’den de tanıdığımız ise Yann Tiersen hazırlamış. Hikayeye bir çok komedi unsuru işlenmiş, bu da sürükleyici bir anlatım kazandırmış. Ayrıntılarla beraber bir ulusun kapitalizm ile hızlıca nasıl yeniden şekil alabileceğini gördüğümüz gibi Almanya’nın dünya kupasını kazanması gibi sosyal dönüm noktaları da arka planda güzelce işlenmiş olduğunu görüyoruz. İtiraf etmeliyim ki ön yargı ile yaklaştığım “Good Bye Lenin’i” ilgiyle izledim. Ana hikaye’nin yanında geçen olaylar ve hikaye akışı gerçekten başarılı. Drama’nın dozu ayarında tutulduğu gibi aynı şeyi komedi için de söyleyebilirim. Zaten Golden Globe adaylığı dahil olmak üzere 32 kazanılmış ödül ve 15 adaylık da filmin başarısını kanıtlar nitelikte.

 

Son olarak evet, Daniel Brühl Inglourious Basterds‘daki Fredrick.

Mustaine vokalsiz Megadeth?

Hepimiz metal dinleyemeye başadıktan ufak süre sonra Mustaine’le tanışmış sonra da Holy Wars hakkında “olum bunu nasıl çalıyolar vay amk” geyiğine tutuşmuş sonraki basamakta da Metallica’dan nasıl ayrıldığına dair magazine kapılmış “yok öyleymiş, aslında böyleymiş, big four da yer almışmış ama” ya kadar uzanmışızdır. Megadeth’i sevmeyene bi garip bakmış çok seveni kedigillerden “Mustaine’in dilinden anlıyor” olarak nitelendirmiş zaten Mustaine’i bilmeyene içimizden galiz küfürleri sıralamışızdır.

 

Megadeth’i Megadeth yapan en yüce değerin Mustaine olduğu kesindir. Gitarını tartışacak taşşağa henüz erişemediğim için saygıyla eğilip geçmekle birlikte; kedigil vokali olmasaydı yerine “vokal” bi vokal olaydı ne olurduyu bi çoğumuz düşünmüştür. Yani öyle umuyorum. Zaten başlık bu amk kim ne düşünüyosa yazsın diye yani. Bana kalırsa: Mustaine ağabeyin sesi şarrap gibi yıllandıkça güzelleşti, böyle bi oturdu gibi, içimizi okşayabilir hale geldi en azından ‘The hardest part of letting go mesela’. Zaten asıl olayı lead gitar olan adamın yarım sayılcak vokalini buraya taşıması büyük olaydı. Ama ne var ki konser vokalleri maksimum belli bir noktaya kadar çıkabiliyor. Yani o adamdan o kadar. Baba gibi gitar bölümlerinde gece sokaktaki kedi gibi vııııykk diye de kalüüü.

 

Bu kadar anlattıktan sonra Mustaine ağbeyin yerine bi baba vokal koyup ‘aslında çok baba değil ama tonu hoş ve rahat dolaşan bi dayı bile yeterdi’ onu da gitarıyla iyice azat etsek ne olurdu dersek, çok net müthiş olurdu. gayet de kısa cep aslında deli olurdu. Megadeth bi üç kat falan daha fazla beğenirdik. Çünkü aksatmayan hoş vokal megadeth şarkılarını gayet yukarı taşıyacaığının yanında, vokal derdi olmayan iki uyumlu büyük gitarla grup tam bir bütünlükle lokomotif gibi ortalığı feci çükerdi. konserde her ne kadar sınırlı vokalle deli eğleniyorsak, – ki mustaine kadar biz söylüyoruz amk şarkıları, hele de efsane olanları falan- beyninin içine giren vokalle o şarkılar beyin patlatırdı. bi hayal edin bence. niye bu zamana kadar yapmadılar diye düşününce de ‘sebebi varsa bilmiyorum’ heralde yaptığı kedigil cihat çağrılarından henüz cevap alamamıştır Mustaine ağbey. Bence yapsın, zaten yaşlanüü, ölmeden aslında daha iyi olduğu bi görek derim.

Joe Satriani Unstoppable Momentum Tour Istanbul Konseri

Kuşkusuz dünyanın en iyi gitaristlerinden biri olan Joe Satriani 2013 yılında Unstoppable Momentum isimli son albümünü çıkardı (şimdilik tabi (umarız son değildir)). Albüm çıkmadan önce sevinçli haberi almıştık zaten: yeni albümün tanıtım turunun ilk ayağı İstanbul’da voheeeyyy!!! İyi güzel konser ama ortada daha albüm yok biz albümün tanıtım konserine biletleri aldık hazırız bekliyoruz artık. Gerçi ne olursa olsun Satriani İstanbul’a gelecek ne önemi var. Ama insan merak da ediyor tabi: albüm nasıl acaba 3 sene oldu tarzı falan değişmiş mi acaba??? Neyse albümün hangi tarihlerde çıkabileceğini öğrendik duyumları aldık bir şekilde, artık pusumuzu kurduk bekliyoruz. Çıktığı an zaten Millenium Falcon görmüş tie fighterlar gibi saldırdık, hemen indi… pardon “aldık” ve “aldığım” gibi 4-5 kez baştan sona dinledim. Sonuç: MÜKKEMMEL bir albüm! Tarzı değişmiş mi acaba diye endişelenmeye gerek yokmuş değişse ne olur adam SATRİANİ!!! yine içinden geçmiş! İki güne zaten şarkıların her şeyini “sözlerini” falan öğrenmişim ; ama , konserde neler döner acaba? Bildiğimiz gibi Satriani abimiz aynı şekilde çalmaz bir şarkıyı; değiştirir, yeni şeyler ekler, güzel şeyler ekler, yeni bitişler yazar, Mike Keneally ile birlikte solo atar gibi gibi…

Brainiac:Science Abuse

İngiliz televizyonculuğunun zirvesi olabilecek bir program.Günlük hayatta merak edilen bilimsel gerçekleri,”günlük” yöntemlerle çözen,oldukça komik bir programdır kendisi.Mythbusters ne kadar kesin sonuçlar ve hatasızlık için uğraşıyorsa bu ekip o kadar uğraşmıyor:) Kesinlikle izlenmesi gereken bir seridir.

“Bilimin sabit diskine virüs geçiren program.”
“Wayne Rooney’in milli takıma verdiği katkıyı,bilime veren program.”
“Bilimin kapı ziline basıp kaçan program!”
“Yoğun bir cumartesi gecesinin ardından sabah büyük bir başağrısıyla uyanan program!”
“Ken’in Barbie’ye yaptıklarını, bilime yapan program!”
 

Doctor Who (1963) İlk 4 Bölüm

Doctor Who efsanesinin başlangıcı. 1963 yılında yayınlanan 100.000 BC isimli ; An Uneartly Child, The Cave of Skulls, The Forest of Fear, The Firemaker isimli ~25 dakikalık, 4 bölümden oluşan hikaye. Torunu Susan (Carole Ann Ford) ile Doctor’ın (William Hartnell) istenmedik 2 yoldaşı yanlarına katarak girdikleri tarih öncesi macerayı konu alan bölüm modern Doctor Who serisine alışkın olanlar için özellikle Doctor’un konumu açısında garip gelebilir.

(yazının devamı bölümün içeriği hakkında heyecan bozucu ifadeler içerirse karışmam.)

 

Doctor’un torunu olan Susan Foreman’ın üzerinden başlayan bölümde Susan’ın aşırı bilgeliğini garip bulan 2 öğretmeni (Ian ve Barbara) onu takip ederek Susan’ın isimlendiriği Tardis’i (Time and Relative Dimension iSpace) ve Doctor Who’yu bulurlar. Tartışmaları esnasında yanlışlıkla taş devrine dönen kahramanlarımız burada başlarını ateş yakmayla kafayı bozmuş bir kabile ile belaya sokarlar.
Kabilede reis sadece ateşi yakana verilen bir haktır ve bir önceki ateş yakanın oğlu ateş yakmayı başaramamaktadır. Tabi kahramanlarımızın olaya girmesiyle her şey değişir. Devamını sizin izlemenizi önerir çenemi kaparım…

Doctor’a odaklanmamış daha çok tüm kahramanların üstünde dolaşan bir hikaye yapısı yakalayan bölümde Doctor’un henüz Tardis’i tam olarak nasıl kullanacağını bile bilmediğini görmeyi garipsemiş olsam da kalan 505 bölümde işlerin nasıl değişeceğini merak da ediyorum.

Paul Gilbert – Space Ship Live

Basta Linus of Hollywood (Ne garip sahne ismidir abi), Davulda Marco Minnemann, Ve tabiki Gitar/Vokal Paul Gilbert.

Gerçekten başarılı bir setlist. “Space Ship One” Albümünden olan parçalarının yanında Racer X klasiği Scarified gibi parçalar da var. Sırasıyla insanın diline dolanıyor parçalar. Garip ekran oranı “garip” gelebilir, ama malum youtube, sadece bunu bulabildim.

“This is a Racer X song, it’s called Scarified !” %Vırırırırırırırırıır.vıdıvidivudvıdidı…. “Take it away Marco !!!!”